25 Şubat 2011 Cuma

SEVGİLİ NAMAZ MELEĞİM


Zil sesinin kulaklarına dolmasıyla küçük kız uykusundan uyandı… Merakla yatağından fırladı… Hemen duvardaki saate baktı:
-       Ooo, saat dokuz olmuş. Bugün geç kalmışım, diye mırıldandı. Bu sırada annesinin mutfaktan sesi geldi:
-       Hatice, kızım kapıya bakar mısın? Elim sabunlu…
-       Tamam anneciğim, diyerek kapıya doğru koştu… Kapıyı açtığında gözlerine inanamadı. O da ne? Her yer bembeyaz karlarla kaplanmıştı… Oysa akşam tek bir kar taneciği bile düşmemişti gökyüzünden…
-       Aman Allah’ım! Ne kadar güzel!.. diye düşündü… İçini bembeyaz, lekesiz bir mutluluk kaplamıştı…
-       Kim o? diye seslendi… Bahçe kapısından postacı kafasını uzatarak:
-       Mektubunuz var! Postacı! diye seslendi… Hatice hemen kapıyı açtı, bir yandan da soruyordu:
-       Postacı amca, mektup kime? Postacı mektubu uzattı:
-       Al, bak…
Bembeyaz zarfın üzerinde kendi ismini görünce, heyecanla bağırdı:
-       Aa! Mektup bana!
Hayatında ilk defa bir mektup almıştı… Postacıya teşekkür edip odasına koştu… Yatağının üzerine oturup mektubu okumaya başladı…

Merhaba güzel çocuk!
Nasılsın bakalım? İyi olduğunu biliyorum… Bugün dokuz yaşına girdin, büyüdün artık değil mi?
Sevgili Hatice!
Seninle tanışma zamanımız geldi… Benim kim olduğumu merak ediyorsun, değil mi? Hatta şu an, küçücük kalbin göğüs kafesini delecek gibi çarpıyor… Biliyorum, çünkü sana çok yakınım…”
Hatice’nin içi ürpermişti… Korkuyla etrafına baktı… Odada kimsecikler yoktu… Korkuyla okumaya devam etti:
Evet sevgili Hatice! Seni daha fazla merakta bırakmayayım, ben namaz meleğiyim… Senin namaz meleğin… Hiç duymuş muydun adımı?.. Sen küçücük bir bebekken de senin yanındaydım, emeklerken de… Seni çok çok seven Allah beni senin için görevlendirdi…
Ne kadar özel olduğunu biliyor musun?
Sevgili Hatice! İnan, hep bu günün gelmesini bekledim… Dokuz yaşına girmeni… Bugün en mutlu günüm… Çünkü sana o en güzel şeyi anlatabileceğim… Çok heyecanlıyım!.. Bir bilsen, namaz sana nasıl da çok yakışacak… Namazla süslendiğinde dünyanın en güzel prensesi olacaksın… Ah, şimdi en büyük arzum; bu hayalin gerçekleşmesi…
Sevgili Hatice! Namaz meleğin seni namaza çağırıyor… Artık dokuz yaşındasın… Vakit geldi… Her şey hazır… Bütün melekler seni bekliyor… Namaza başladığında hepsi yanına inecekler… Kanatlarını üzerine gererek, kalbini mutlulukla dolduracaklar… Ve işte o an, Allah gülümseyen yüzünü sana doğru çevirecek… Allah’ı ve melekleri göremeyeceksin ama inan onların sevgiyle seni kuşattığını hissedeceksin… Hepsi sana “Aferin” diyecekler… Hepsi bu güzel namaz prensesini tebrik edecekler… Ve ben doyasıya seni seyredeceğim… Doyasıya…
Sevgili Hatice! Öğle ezanı okunduğunda sabırsızlıkla seni bekliyor olacağım… Kulağın ezanda olsun! Çünkü eşi benzeri görülmemiş bir ziyafet verilecek… Sahibini bilmek ister misin? Allah… Ve o ziyafete sadece kalpleri güzelliklerle dolu olan değerli insanlar gelebilecek…
En güzel duygularınla ve en içten dualarınla ziyafete gelmeni bekliyorum... Yoksa Allah çok üzülür… Anlaştık mı, benim güzel namaz prensesim?
Unutma, yanındayım, yakınındayım… Kalbim sana karşı sevgiyle dopdolu… Ne olur gel…
Mektubuma burada son verirken, sakın bunları kimseye anlatma… Eğer anlatırsan bir daha seninle mektuplaşamam… Eğer bana mektup yazmak istersen, posta kutusuna koy… Ben de oraya koyarım…
Hoşça kal sevgili namaz prensesim…
                                                                                                                             Namaz meleğin”

                Hatice mektubu okuyup bitirdiğinde kafasına pek çok soru takılmıştı… Namaz meleği diye bir melek var mıydı? Hadi var diyelim, melekler hiç insanlara mektup yazarlar mıydı?
                Annesi Hatice’ye peygamberlerin hikayelerini anlatırdı… Ve meleklerin insan şekline girerek peygamberlerle konuştuğunu… Ama mektup yazdıklarını hiç söylememişti… Elindeki mektuba bir kez daha baktı… Nedense içi ısınmıştı bu namaz meleğine… İfadeleri sıcacıktı… Ve anlatılan her şey doğruydu sanki…
                Kalbinin namaz kılmak için sabırsızlandığını hissetti… Annesine sormalıydı namaz vaktini… Mektubu yastığının altına sakladı… Evet, kimseye anlatmayacaktı… Anlatırsa, namaz meleğinin bir daha kendisine mektup yazmayacağından korktu… Mutfağa gelerek:
-       Anneciğim, öğle ezanı kaçta okunuyor? diye sordu. Annesi şaşırarak:
-       12.30’a doğru okunuyor… Neden sordun ki? Dedi.
-       Hiiiç, canım namaz kılmak istedi de…
-       Gerçekten mi? Bu habere çok sevindim… Ben de dün gece sen uyurken sana bir hediye hazırladım… Umarım beğenirsin, namaz hediyesi olsun… Hem artık 9 yaşındasın… Bir dakika, hemen geliyorum…
Annesi az sonra elinde bir paketle döndü… Hatice heyecanla paketi açtı… Üzeri pembe çiçeklerle süslenmiş beyaz renkte güzel bir namaz elbisesi ve eşarbı… Ayrıca kendi boyuna göre küçük bir seccade…
Hatice ne diyeceğini bilmiyordu… Başka bir gün olsaydı bu kadar sevinmeyeceği kesindi… Annesine sarılarak:
-       Anneciğim! Bunlar harika! Çok güzel! Hayatımda aldığım en güzel hediye! Teşekkür ederim… dedi.
       ***
                Hatice’nin kalbinde tarif edemediği bir heyecan vardı… Öğle ezanını nasıl bekleyeceğini şaşırmış, eli ayağı birbirine dolaşıyordu… Namaz elbisesini aynanın karşısında defalarca giydi, çıkardı…
                Vakti geçiremeyince, kendisine bir mescid yapmaya karar verdi… İkinci katta kimsenin girmediği, kullanılmayan boş bir odaları vardı… Minicik elleriyle ses çıkarmamaya gayret ederek, odayı temizledi… Seccadesini kıbleye doğru serdi… Odasından kağıt ve kalem getirerek küçük sehpanın üzerine koydu… Namazını kılar kılmaz namaz meleğine mektup yazacaktı…
Kapının üzerine de renkli kâğıtlara:
                                                               “BU NAMAZ SARAYI, NAMAZ PRENSESİ
                                                                              HATİCE’YE AİTTİR.” yazdı.

Daha sonra aşağıya inerek namaz elbisesini giydi, eşarbını annesine iğneletti…
-       Allahu ekber Allahu ekber!
İşte beklediği davetiye buydu… Sabahtan beri hazırlandığı ziyafet… Hemen mescidine çıktı… Ayakları sevinçten seccadesine değmiyordu sanki… Bulutların üzerinde yürüyor gibiydi… Minicik kalbi mutlulukla çarpıyordu… Annesinden öğrendiği gibi namazını kıldı… Namazdan sonra ellerini açtı:
-       Güzel Allah’ım ben geldim… Sen davet ettiğin için geldim… Seni çok seviyorum Allah’ım… Bana namaz meleği gönderdiğin için sana çok teşekkür ederim… Lütfen Allah’ım, beni, annemi, babamı ve bütün güzel insanları cennetine koy… Amin…
Hatice duasını bitirince hemen kalemi eline aldı… Yazmayı öğreneli çok olmamıştı, ama güzel yazabiliyordu…
Sevgili namaz meleğim!
Öğle namazından sonra yazıyorum bu mektubu sana… Çok mutluyum… Söylediğin her şeyi hissettim… Meleklerin kanatlarını, serinliğini, huzurunu… Ve duyar gibi oldum “Aferin” dediklerini…
Sevgili, biricik, çok güzel namaz meleğim!
Annem, babam ve diğer insanlar da namaz kılıyorlar… Ama benim namazım çok değişik gibi… Söyler misin meleğim, yoksa benim namazım başka mı? Benimki ödevlerden sonra öğretmenimin yapıştırdığı gülen çocuk gibi… Yoksa onlarınki ağlayan çocuk mu? Ben ezanı çok zor bekledim… Neredeyse Ahmet amcaya gidip; “Lütfen amca, bugün biraz erken okuyamaz mısınız?” diyecektim… Ama annem göndermedi, erken okunmazmış…
Canım meleğim, biliyor musun geçen gün komşumuz Ayşe teyze “Şu namazımı kılayım da kurtulayım” dedi… Bugün düşündüm, namazdan nasıl kurtulur insan? Anlayamadım…
Sevgili canım meleğim!
Başka yazacak şey bulamıyorum… Lütfen bana yazmayı bırakma… İnan ki hiç kimseye söylemedim… Söylemem de, merak etme… Seni çok seviyorum… Meleğim, seni göremez miyim? Lütfen…”
                                                                    ***
Aradan bir ay geçti… Hatice her ezanı sabırsızlıkla bekliyor ve namazlarını kılıyordu… Yazdığı mektupları posta kutusuna bırakıyor, sonra odasının penceresinin önünde yoruluncaya kadar bekliyordu… Ama bir türlü meleğinin mektupları alışını göremiyordu… Her mektubunda onu görmek için yalvarıyordu… “Henüz değil” demişti meleği… Geceleri ufacık bir tıkırtıya uyanıyor, meleğinin geldiğini zannederek “Meleğim sen misin?” diye sesleniyordu, ama hiçbir cevap gelmiyordu… Herhalde onun üstünü örtmeye geliyordu… Çıkarken kapı sesine uyanıyordu Hatice de… Çok merak ediyordu… Bir de onu görmek için dua ediyordu namazlardan sonra…
Bu arada o kadar çok şey öğrendi ki… Her gelen mektup onun anlayamadığı soruların cevaplarıyla doluydu…
Günlerden Cuma’ydı… Sabah aldığı mektubu okurken neredeyse kalbi duracaktı Hatice’nin… Meleği; “Öğle ezanı okunurken, mescidine çık… Beni orada bulacaksın…” demişti… Büyük bir sabırsızlıkla bekledi… Öğle ezanı okunurken kalbini hem bir sevinç hem de bir korku kaplamıştı… Nasıldı namaz meleği? Kuş gibi kanatlı mıydı? İnsan şeklinde miydi? Yoksa kelebek miydi?
Kapının koluna elini uzatırken yüreği ağzına gelmişti… Yavaşça kapıyı açtı… Seccadesinin üzerinde bembeyaz elbiseler içinde biri oturuyordu… Demek ki meleği insan şeklinde gelmişti… Heyecanından adım atamadı… Kapının önünde kalakaldı… Az sonra meleği başını çevirdi… Şimdi onun yüzünü görüyordu… Hatice şaşkınlıktan küçük dilini yutabilirdi…
Meleği gülümseyerek:
-       Hadi yaklaş… Yoksa namaz meleğini beğenmedin mi? dedi…
Yavaş yavaş yaklaştı… Meleği onu kollarının arasına aldı… Uzun uzun sarıldı… Annesiydi… Gözlerinde iki damla yaş vardı…
O Allah’ın Hatice için görevlendirmiş olduğu bir melekti… Namaz meleği, iyilik meleği, merhamet meleği… Hepsi oydu… Hiçbir şeye gücü yetmeyen bir bebekken de onun yanındaydı, şimdi de… O hep yakındı…
Mektupları geceleyin posta kutusuna atan ve alan oydu… Geceleri usulca üzerini örten o… Onu hiçbir kimsenin sevemeyeceği kadar seven ve onun için endişelenen…
Hatice ne diyeceğini bilemiyordu. Ağzından gayri ihtiyari:
-       Canım meleğim! sözleri döküldü…

 alıntı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder